HaberlerSon Dakika Gelişmeleri

Ege’de dengeleri değiştirecek o yasa TBMM’ye ne zaman geliyor?

44 yıllık hukuki boşluğu kapatmaya hazırlanan Türk Deniz Yetki Alanları Kanunu, Ege'deki 6 millik karasularını yasa maddesi hâline getirirken Yunanistan ve Güney Kıbrıs'a karşı Ankara'nın denizlerdeki tutumunu uluslararası hukuk zeminine taşıyor. Kurban Bayramı sonrasında TBMM gündemine gelmesi beklenen bu tarihi adımın tüm ayrıntıları, pek çok kritik soruyu beraberinde getiriyor.

Ege Denizi’nde onlarca yıldır süregelen karasuları tartışması, 2026’da bambaşka bir boyut kazanmaya hazırlanıyor. Mayıs 1982’de yürürlüğe giren Karasuları Kanunu’ndan tam 44 yıl sonra, hükümet deniz yetki alanlarını tek çatı altında toplayan kapsamlı bir yasa teklifini hayata geçirme kararı aldı. Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Ankara’yı rahatsız eden adımlar attığı bir dönemde gündeme gelen bu düzenleme, yalnızca kâğıt üzerinde bir mevzuat değişikliği değil; denizlerdeki stratejik dengeyi kalıcı biçimde şekillendirecek tarihî bir hamle olarak değerlendiriliyor. Peki bu yasa tam olarak ne getiriyor, uluslararası arenada nasıl bir yankı uyandırıyor ve Ege’deki 6 millik sınır neden bu denli kritik bir meseledir?

Kamuoyunda “Mavi Vatan Kanunu” olarak da bilinen “Türk Deniz Yetki Alanları Kanunu,” Ege, Akdeniz ve Karadeniz dahil kıyısı bulunan tüm denizleri kapsayan bir çerçeve yasa niteliği taşımaktadır. Bu kapsamlı düzenleme, kıta sahanlığı, bitişik bölge ve münhasır ekonomik bölgeye (MEB) ilişkin dağınık mevzuatı tek bir çatı altında toplamayı hedeflemektedir. Teklifin hazırlık aşamasında Türk Silahlı Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın görüşleri titizlikle alınmıştır. Ankara Üniversitesi Deniz Hukuku Ulusal Araştırma Merkezi’nin (DEHUKAM) yürüttüğü çalışmalar sonucunda nihai biçimini alan taslak, Kurban Bayramı sonrasında TBMM gündemine taşınması planlanmaktadır. Yasanın kısa sürede yasalaşması beklenmekte olup bu adım, ulusal deniz politikasının hukuki altyapısını güçlendirmek açısından tarihî bir dönüm noktası olarak nitelendirilmektedir.

Söz konusu yasa teklifinin özündeki en kritik husus, uzun süredir fiilen uygulanan ama iç hukukta yeterince güvence altına alınmamış olan Ege karasularına ilişkin sınırın yasal zemine kavuşturulmasıdır. Bugüne dek her 2 ülke tarafından da 6 deniz mili olarak uygulanan Ege karasuları, bu düzenlemeyle birlikte yasa maddesi hâline getirilecektir. Karadeniz ve Akdeniz’deki karasularının 12 deniz mili olduğu yasa maddesiyle teyit edilirken, Ege’deki 6 millik sınırın korunması uluslararası hukuk açısından ayrı bir anlam ifade etmektedir. Bu düzenleme, onlarca yıldır diplomatik kanallar aracılığıyla savunulan tezlerin artık iç hukuk zemininde de karşılık bulacağının somut bir göstergesi niteliğindedir.

EGE’DE 6 MİL NEDEN BU KADAR KRİTİK?

Ege’deki 6 millik karasuları meselesi, yalnızca teknik bir sınır sorunu değil; aynı zamanda Ankara’nın açık denizlerle olan kesintisiz bağlantısını doğrudan etkileyen stratejik bir meseledir. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi, imzacı devletlere karasularını 12 deniz miline kadar genişletme hakkı tanımaktadır; Yunanistan da bu yetkiye sahip olduğunu uluslararası platformlarda açıkça dile getirmektedir. Ancak Atina’nın böyle bir adım atması hâlinde, aralarında sayısız küçük adanın bulunduğu Ege Denizi neredeyse tamamen Yunan kontrolüne geçecek ve Ankara’nın uluslararası sulara kesintisiz erişimi büyük ölçüde kısıtlanacaktır. TBMM, 8 Haziran 1995 tarihinde aldığı deklarasyonla Yunanistan’ın Ege’de karasularını 6 milin üzerine çıkarmasını “casus belli,” yani savaş nedeni olarak ilan etmiştir. Hazırlanan yasa teklifi, bu kararlı tutumdan geri adım atılmayacağını ve Ege’deki mevcut dengenin yasal güvenceye kavuşturulacağını açıkça ortaya koymaktadır.

Yasanın Ege meselesinin çok ötesine geçen kapsamlı bir içeriğe sahip olduğunu da belirtmek gerekir. Düzenlemeyle birlikte münhasır ekonomik bölgedeki her türlü ekonomik, bilimsel ve çevresel faaliyetin Ankara’nın iznine bağlanacak olması, enerji kaynaklarından deniz araştırmalarına kadar uzanan geniş bir alanı doğrudan ilgilendirmektedir. Deniz yatağındaki hidrokarbon yataklarından rüzgar ve güneş enerjisi tesislerine kadar tüm yatırımlar bu güvence kapsamına alınacaktır. Tasarının dikkat çekici maddelerinden biri ise Cumhurbaşkanı’na tanınan yeni yetki alanıdır; buna göre henüz münhasır ekonomik bölge ilan edilmemiş alanlar “Özel Statülü Deniz” olarak belirlenebilecektir. Finike Denizaltı Dağları ile Kuzey Ege ve Fethiye-Kaş gibi bölgelerde faaliyet yürütmek isteyenler, artık Ankara’dan resmi izin almak zorunda kalacaktır. Uzmanlar bu maddenin, Doğu Akdeniz’deki kaynak kullanımında pratikte çok daha belirleyici bir rol oynayabileceğini değerlendirmektedir.

İstanbul ve Çanakkale boğazları ile Marmara Denizi’nin iç sular kapsamında değerlendirildiği de bu yasa aracılığıyla kanun düzeyinde bir kez daha kayda geçirilecektir. Montrö Boğazlar Sözleşmesi, yasa metninde açıkça ismiyle anılacak; bu sayede Boğazlar rejimine ilişkin tutum kanun hükmüyle desteklenmiş olacaktır. Uzmanlar bu düzenlemenin, özellikle bazı ülkelerin Boğazlar üzerindeki statüyü tartışmaya açmaya çalıştığı dönemlerde stratejik bir güvence işlevi göreceğini vurgulamaktadır. Bitişik bölgede ise gümrük, maliye, göç, sağlık ve kültürel miras gibi alanlarda münhasır yetki Ankara’da olacaktır.

1982’DEN BUGÜNE 44 YILLIK BOŞLUK NASIL DOLDURULACAK?

Mevcut iç hukuk düzenlemesi açısından değerlendirildiğinde, deniz yetki alanlarına dair kapsamlı bir çerçeve yasadan yoksun olunan açık bir gerçektir. 1982 tarihinde çıkarılan Karasuları Kanunu son derece temel bir nitelik taşıdığından, kıta sahanlığı, MEB ve bitişik bölge gibi kritik alanları yeterince kapsayamamaktaydı. DEHUKAM akademisyenlerinin aktardığına göre, 160’ı aşkın devletin taraf olduğu BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne (UNCLOS) katılmayan ülkemiz açısından iç hukuk düzenlemelerini güçlendirmenin önemi her geçen yıl artmaktadır. Yeni yasa, bu boşluğu kapatan ve uluslararası hukukun yazılı olmayan kurallarını da iç hukuk zeminine aktaran esnek bir metin olarak tasarlanmıştır. 44 yıllık bu hukuki açığın kapatılması, denizlerdeki egemenlik haklarının çok daha güçlü ve tutarlı bir zemine oturtulması anlamına gelmektedir.

Yasanın hazırlık sürecinde DEHUKAM akademisyenlerinin yanı sıra Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu da etkin biçimde yer almıştır. Yetkililerin özenle vurguladığı en önemli nokta, bu düzenlemenin Yunanistan ya da başka bir ülkeyle yeni bir anlaşmazlık yaratmak amacıyla değil, ulusal yetki alanlarını korumak ve tezleri hukuki olarak tahkim etmek amacıyla hazırlandığıdır. Söz konusu taslak, katı bir metin olmaktan ziyade gelişen koşullara uyum sağlayabilecek esnek bir yapıya kavuşturulmaya özen gösterilmiştir. Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu Başkanvekili Çağrı Erhan ise deniz hukukunun dinamik bir alan olduğunu ve ülkemizin artık yalnızca bir uygulayıcı devlet olmakla yetinmeyip uluslararası deniz hukukunun şekillendirilmesine aktif katkı sağlayan bir konuma yükselmesi gerektiğini özellikle vurgulamıştır.

YUNANISTAN VE GÜNEY KIBRIS BU GELİŞMEYE NASIL BAKIYOR?

Yasa teklifinin kamuoyuna yansımasıyla birlikte Yunan basını alarma geçti ve konu hızla uluslararası platformlara taşındı. Atina merkezli Kathimerini gazetesi, söz konusu düzenlemeyi Yunanistan açısından “casus belli’ye benzer bir hamle” olarak nitelendirdi; ayrıca 1995’te TBMM’nin aldığı deklarasyonu hatırlatarak tarihi bağlamı ön plana çıkardı. Yunanistan merkezli SKAI’nin haberine göre PASOK’lu Avrupa Parlamentosu üyeleri, yasa teklifinin kabul edilmesi hâlinde ilgili hükümet üyelerine yaptırım uygulanması çağrısında bulundu. İsrail merkezli The Marker gazetesi ise konuyu bölgesel gerilimler çerçevesinde ele alarak bu düzenlemenin Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Ankara arasındaki mevcut gerilimleri yeniden alevlendirebileceği görüşüne yer verdi. Ankara ise tüm bu tepkilere karşın yasanın yalnızca uluslararası hukuka uygun biçimde hakların tescil ettirilmesi amacıyla hazırlandığını net bir dille kamuoyuyla paylaştı.

Yunanistan ile onlarca yıldır süregelen deniz yetki alanı tartışmaları, son dönemde Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları üzerinden yeni bir boyut kazanmıştır. Atina’nın Ege’de “deniz parkları” ve “balıkçılığa yasak bölgeler” ilan ederek mevcut dengeleri değiştirmeye çalıştığı ileri sürülmekte; Ankara ise bu tür tek taraflı adımları hükümsüz saydığını açıkça ifade etmektedir. Hazırlanan yasanın, Atina’nın bu tür girişimlerine karşı atılacak karşı adımların yasal çerçevesini oluşturacağı değerlendirilmektedir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin de rahatsızlık duyduğu bu süreçte, Doğu Akdeniz’deki denklemin giderek daha karmaşık bir hal aldığı görülmektedir.

Yasa teklifinin TBMM tarafından kabul edilmesi hâlinde, deniz yetki alanlarındaki hukuki çerçeve uluslararası standartlarla çok daha uyumlu bir yapıya kavuşacaktır. Münhasır ekonomik bölgede izin mekanizmasının hayata geçirilmesiyle birlikte, enerji şirketlerinden balıkçılık sektörüne, araştırma kurumlarından turizm işletmecilerine kadar geniş bir kesim bu düzenlemeden doğrudan etkilenecektir. Cumhurbaşkanına tanınan “Özel Statülü Deniz” ilan etme yetkisi ise diplomatik gerginliklerin tırmandığı dönemlerde Ankara’nın elini güçlendiren kritik bir araç olarak öne çıkmaktadır. Uluslararası deniz hukuku uzmanları bu düzenlemenin ülkemizin bölgesel konumunu pekiştiren yapısını olumlu bulmakla birlikte, uygulamada öngörülemeyen sürtüşmelere zemin hazırlayabileceğine de dikkat çekmektedir. Deniz kaynakları üzerindeki rekabetin küresel ölçekte yoğunlaştığı bu dönemde, yasanın zamanlaması da son derece anlamlı bir mesaj niteliği taşımaktadır.

Kurban Bayramı sonrasında TBMM gündemine gelmesi beklenen Türk Deniz Yetki Alanları Kanunu, 44 yıllık hukuki boşluğu kapatacak bir çerçeve metin olarak tarihe geçmeye aday görünmektedir. Ege’deki 6 millik sınırı yasa maddesi hâline getiren bu düzenleme, mevcut dengelerin korunması kararlılığını bir kez daha uluslararası kamuoyunun gündemine taşımaktadır. Denizlerde yaşanan her gelişmenin siyasi, ekonomik ve güvenlik boyutlarını eş zamanlı olarak etkilediği bu coğrafyada hazırlanan yasa, yalnızca bir hukuki belge değil; stratejik bir mesaj niteliği de taşımaktadır. Dalgalar nasıl kesintisiz kıyıya vurursa, Ege meselesinin de aynı kararlılık ve süreklilikle gündemde kalmaya devam edeceği anlaşılmaktadır.

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Sitemizin devamlılığı için lütfen reklam engelleyicinizi kapatın